7 Nisan 2010 Çarşamba

HOŞGELDİM



Kocaman bir gülümseme ile merhaba,
Bu gülümseme güzel bir ilke adım atmanın mutlu gülümsemesi olabileceği gibi, bir hazırlık yapmadan apar topar bir blog açmanın verdiği şaşkınlıktan da olabilir. İlkbaharda genelde şaşkın olurum zaten, yeni doğmuş kuzular gibi ordan oraya koşturmak, yeşilliklere serilmek gelir içimden. O zaman bu resimin burda ne işi var, o da değişen iklimlerin sonucu işte. Nisan ayı içindeyiz, Nisan yağmurları beklenmeyen bir olay değil ama bu soğuk ne. Bu nedenle kış zamanı Belgrad ormanlarında çekilmiş bu resmi koymak geldi içimden.
Yazacaklarımı toplarlamak, kağıda dökmek sonra burda yazmak isterdim ama hem sabırsız hem de tembelim biraz. Hesapsız kitapsız bir merhaba daha güzel olur diye düşündüm, o yüzden de hoşgeldim bu sanal alemlere...
İkinci adım Adalet, lisede arkadaşlar arasında adiloş'tum, erik ağacım ile ilk görüştüğümüzde Ahmed Arif'in "Adiloş Bebe"si misin diye sordu, Ahmed Arif'in yeğeni adiloş bebe değil ama sefkilimin o günden beri adiloş bebeğiyim.
Diyarbekir Kalesinden Notlar ve Adiloş Bebe
---

Doğdun,
Üç gün aç tuttuk
Üç gün meme vermedik sana
Adiloş Bebem,
Hasta düşmeyesin diye,
Töremiz böyle diye,
Saldır şimdi memeye,
Saldır da büyü...

Bunlar,
Engerekler ve çıyanlardır,
Bunlar,
Aşımıza, ekmeğimize
Göz koyanlardır,
Tanı bunları,
Tanı da büyü...

Bu, namustur
Künyemize kazınmış,
Bu da sabır,
Ağulardan süzülmüş.
Sarıl bunlara
Sarıl da büyü.
Ahmed Arif
Bu sadece merhabaydı, ilk karşılaşma, anlatacak şeyleri olup ne diyeceğini bilememe, hem çok anlatmak isteyip hem de ağırdan alıp amma geveze dedirtmeme durumu...
Adiloş Bebek 07.04.2010